Türk sinemasında bir Afyonkarahisarlı

Sözü fazla uzatmadan dizilerin isimlerini verip sizleri de meraktan kurtarayım. 1980’li yıllara damgasını vuran ‘’Küçük Ağa, Kuruluş/Osmancık, Hacı Arif Bey’’ isimli diziler TRT’nin bizlerde tarih bilinci oluşmasında ve milli kültüre sahip olmamızda etkisi olan yapımlardı. Bizde yaygın basının milli değerlere ne derece sahip çıktığı tartışılır, o yıllarda da bu yapımların maliyet hesabı etrafında epeyce yaygara koparmışlar ve yönetmeni, TRT’yi yıpratmaya çalışmışlardı.

Hasan ÖZPUNAR

Kocatepe Gazetesi

Sabırsızlıkla beklediğimiz ve geldi geliyor derken bir Ramazan Ayı’nı ve bayramı geride bıraktık. Uzun yaz günlerinde tutulan oruçlara 30 yıl sonra bir kez daha şahid olduk ve bir sonraki Ramazan’a erişebilmek için Cenab-ı Hakk’a dualar ettik.

2 yıldır Ramazan ayında sahurların benim için ayrı bir önemi var. Niye derseniz; bir taraftan sahur yemeğini yerken diğer taraftan gözüm TV’de peşpeşe yayınlanan dizilerdeydi.

Bu da nereden çıktı, herkes sahur sohbetlerini seyrederken sen dizi mi seyrettin diyenler olacaktır elbette. Ama sebebini anlattığımda bana hak verirsiniz sanırım.

Pek sık Tv seyreden biri olmamakla birlikte çocukluğumuzda bizi ekranların başına çivileyen dizilere iki Ramazan’dır TRT ekranlarında rastlayınca gayri ihtiyari Ramazan boyunca TV müdavimi oldum.

Sözü fazla uzatmadan dizilerin isimlerini verip sizleri de meraktan kurtarayım. 1980’li yıllara damgasını vuran ‘’Küçük Ağa, Kuruluş/Osmancık, Hacı Arif Bey’’ isimli diziler TRT’nin bizlerde tarih bilinci oluşmasında ve milli kültüre sahip olmamızda etkisi olan yapımlardı. Bizde yaygın basının milli değerlere ne derece sahip çıktığı tartışılır, o yıllarda da bu yapımların maliyet hesabı etrafında epeyce yaygara koparmışlar ve yönetmeni, TRT’yi yıpratmaya çalışmışlardı.

Hatırlayanlar vardır mutlaka; Kuruluş / Osmancık dizisinde Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Osman Bey’in şahsında aşiretten imparatorluğa uzanacak koskoca bir devletin kuruluşu anlatılırken; Küçük Ağa’da Anadolu’nun küçük bir ilçesinde, Akşehir’de İstanbul’lu Hoca yani Küçük Ağa’nın etrafında Milli Mücadele öyküsü anlatılıyor.

Dizileri bizim için anlamlı kılan bir başka özellik ise kamera arkasındaki ismin Afyonkarahisar’lı bir hemşehrimiz olması.

1937 yılında Afyon’da doğan Yücel Çakmaklı baba tarafından Bolvadinli, anne tarafından ise Mevlevi bir aileden geliyor. 1944’de henüz yedi yaşındayken dört kardeşiyle birlikte yetim kalan Çakmaklı, bugün yerinde Özel İdare İşhanı’nın bulunduğu Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağlı yurtta kalmaya başlar. İlkokulu Cumhuriyet İlkokulu’nda bitiren Çakmaklı Afyon Lisesi’nin orta kısmının son sınıfındayken yaş haddi nedeniyle yurttan ayrılmak zorunda kalır. Aynı yıl Kuleli askeri Lisesi’nin imtihanını kazansa da sağlık muayenesinde gözlerinin miyop olduğu ortaya çıkınca askeri okula giremez. 1955’te mezun olacağı Afyon Lisesi’ne geri döner.

Lisedeyken hem sinemayla hem de ileride geliştireceği ‘milli sinema’ anlayışının temellerini oluşturacak yerli değerlerle tanışır. Harçlığını çıkarmak için yer gösterici olarak çalıştığı Afyon sinemalarında o zamanlar sadece bir eğlence aracı olarak gördüğü sinemayla karşılaşan Yücel Çakmaklı o yıllarda sadece filmlerdeki başrol oyuncularına dikkat eder. Yaz aylarında ise imamlık yapan dedesine yardım etmektedir. Dedesi Afyonkarahisar eski müftülerinden Hüseyin Bayık’tır. O günlerini şöyle anlatır:

“Dedem o zaman 75-80 yaşlarındaydı. Ona yardım etmek için müezzinlik yapardım. Ramazanlarda dedemin İkindi namazından sonra akşama kadar vaaz programı vardı. 1.5-2 saatlik. Orada dedem kıssalar anlatırdı. Ondan çok etkilendim. Kur’anı Kerim’den, Mesnevi’den dini kıssaları halk hikayesi anlatma geleneğine benzer bir üslup kullanırdı. Kıssadan hisse verirdi. Dedemden aldığım etkilenmeyi en iyi “Kuruluş” dizisinde yansıttım. Hikayenin anlatımını vesile ederek mesaj vermeyi ondan öğrendim. Eserlerimdeki milli muhtevayı da büyük ölçüde dedemden aldım”.

SİNEMADA İLK YILLAR

1955’in Eylül ayında İstanbul’a yüksek tahsil için gelir. İstanbul Üniversitesi’ne bağlı olan İktisat Fakültesi’ne kaydını yapar. O dönemde metruk bir yer olan Fatih Medresesi’nde yüksek tahsil talebelerinin kurduğu derneğin fakir ve yetimlere barınma imkanı sağladığı mekana yerleşir. Çakmaklı, tıpkı Afyonkarahisar’da olduğu gibi harçlığını çıkarmak için Elmadağ’daki Şan Sineması’nda programcılık ve yer göstericilik yapar. Afyon Lisesi’nden yakın arkadaşı olan Galip Leblebicioğlu ile birlikte yabancı kültür merkezlerinde ve sinemateklerdeki film gösterimlerini takip eder.

Yücel Çakmaklı, üniversite günlerinde sinemanın o güne kadar bilmediği özelliklerini keşfeder: “İstanbul’a gelince yönetmen başta olmak üzere perde gerisini keşfettim. Sinemanın aynı zamanda bir sanat olduğunu fark ettim. Önce gazetelerdeki magazin yazılarından sonra da sanat dergilerinden sinemanın sanat yönüyle ilgilenmeye başladık. Sinema eleştirilerini ve yazılarını takip ederdim. Konsolosluklardaki özel gösterimlere giderdim. Sinemaya yakın bir meslek olarak gördüğüm için İktisat Fakültesi yanında Gazetecilik Enstitüsünü de takip etmeye başladım”.

1961’de askere giden Çakmaklı Artvin Borçka’daki 1.5 senelik yedek subaylığını yanında götürdüğü sinemayla ilgili kitapları ve İslamî Temel Kaynakları okuyarak değerlendirir. 1960’larda Türk Sineması’nda gündeme gelen Toplumsal Gerçekçilik akımı dolayısıyla sinema- ideoloji ilişkisi üzerine de okumalar yapan Çakmaklı, böylece telkin ve propaganda amaçlı sinemayı düşünmeye başlar.

Askerden döndükten sonra Yeni İstanbul Gazetesi’nde Tarık Buğra’nın yönettiği sayfada sinema yazılarına başlar. Bir yandan da Erman Film Stüdyoları’nda yönetmen yardımcısı olarak çalışmaktadır. 1968’e dek 50 kadar filmde Dr. Arşevir Alyanak, Osman Seden, Orhan Aksoy gibi yönetmenlere yardımcılık yapan Çakmaklı, aldığı yönetmenlik tekliflerini, kendi geliştirdiği milli sinema anlayışını yansıtması mümkün olmadığı için kabul etmez.

Film sektörünün önde gelen firmalarından Erman Film ona kendi şirketini kurması halinde dağıtım ayağında yardımcı olacağını söyler. Bu destek sözü üzerine Elif Film’in kuruluşu için harekete geçer. Bu girişimi dini açıdan da araştırır;

“Benim çok sevdiğim, çok saydığım bir efendi hazretleri vardı. Ona danıştım. 1968’de. Film şirketi kurmanın arifesinde. Durumu anlattım. Biliyor musun bu işi dedi. Ben de hem teorik hem de pratik olarak öğrendiğimi anlattım. Elindeki elma soyduğu bıçağı gösterip cinayette de ameliyatta da kullanılır. Niyetin hayır olursa inşallah neticede hayırlı olur dedi. Benim filmlerim iyiye, doğruya, güzele vesile oldu. Şerre alet olmadı

Elif Film’in ilk yapımı Kabe Yolları isimli yarı dramatik bir belgeseldir. Bu çalışmanın gördüğü ilgiden de cesaret alınarak ilk konulu film için kollar sıvazlanır. O dönemin en popüler iki romanı gündeme alınır. Şule Yüksel Şenler’in Huzur Sokağı ve Hekimoğlu İsmail’in Minyeli Abdullah’ı. Huzur Sokağı 1970’de başrollerini Türkan Şoray ve İzzet Günay’ın başrollerini paylaştığı Birleşen Yollar ismiyle filmleşir. Çakmaklı 1975’e kadar Elif Film ve Erman Film’den 9 film yapar. Bu filmler ise şöyledir: Çile, Zehra, Ben Doğarken Ölmüşüm, Oğlum Osman, Kızım Ayşe, Garip Kuş ve Memleketim. Yücel Çakmaklı Milli Sinema adına tek başına yola çıkmış, ancak daha sonra pek çok genç de ona katılmıştır ve Mesut Uçakan ve Salih Diriklik bu isimlerden sadece ikisidir.

TRT DÖNEMİ

1975’te Nevzat Yalçıntaş’ın TRT Genel Müdürü olmasıyla Yücel Çakmaklı’da Yönetmen ve Genel Müdür danışmanı olarak TRT’ye girer ve Ankara’ya taşınır. Televizyonun daha öne çıkacağının ilk sinyallerinin verildiği o dönemden itibaren Çakmaklı üretimini televizyona kaydırır ve milli değerlerine bağlı gençliğin ilk televizyon çalışmalarına da öncü olur. Çakmaklı TRT dönemini şöyle özetler;

“1975-1990 arası 15 sene ben TRT’de kaldım. Kısa hikayelerden 30-70 dakika arası kısa TV filmleri yaptım. Mesela Rasim Özdenören’den 1978’de Prag’da televizyon filmlerimiz arasında ödül alan ilk ve tek yapım olan Çok Sesli Bir Ölüm ve Çözülme bu tarz çalışmalardı. Roman uyarlamaları gerçekleştirdim. Tarık Dursun K.’dan Denizin Kanı, Tarık Buğra’dan Küçük Ağa ve Osmancık. TV oyunları yaptım. Tiyatro oyunları bu tarzda tiyatro dekoru yerine mekan kullandım ve tekst olarak tiyatro metnine sadık kaldım. Necip Fazıl Kısakürek üstadın Bir Adam Yaratmak’ı ve Turan Oflazoğlu 4. Murad’ı buna örnek gösterilebilir. Bir de müzik odaklı dramalar yaptım. Hacı Arif Bey’in hayat hikayesi ve bir Rumeli türküsünden yola çıkılarak çekilen Aliş’le Zeynep.

Bir dönem Genel Müdür yardımcılığı da yaptım. Mesut Uçakan (Kavanozdaki Adam), Dr. Salih Diriklik (9. Hariciye Koğuşu), İsmail Güneş ve Osman Sınav ilk çalışmalarını bu dönemde yaptılar. Türk Edebiyatı Vakfı bünyesinde kurulan Sinema Televizyon Kulubü’nde yer alan Sabahat Emir, Sevinç Çokum ve daha sonra yönetmen de olan Mehmet Taşdiken senaryo alanında ürünler verdiler. Bizim en verimli dönemiz Tunca Toskay’ın Genel Müdür olduğu 1984-88 arasıdır. TRT yıllarımda bilhassa Ahmet Bayazıt, Tunca Öztürk ve Şenol Demiröz’le beraber olan mesaimizi yad etmek isterim”.

YENİDEN SİNEMA

Kuruluş/Osmancık dizisini tamamlayan Yücel Çakmaklı, TRT’de Tunca Toskay sonrası 1988’den itibaren yaşanan yönetim değişiklikleriyle daha fazla çalışamayacağını anlar istifa ederek tekrar sinemaya döner. O günleri şöyle anlatır.

” Cem Duna ile Kerim Aydın Erdem sözleşmemi birer yıl uzattı. Ama karşılıklı hiç görüşmedik. Sanki her iki genel müdür de bana, ‘Bizim şartımız bu… Kurumda kalırsan böyle kal. Gerisini sen bilirsin’ der gibiydi. Ama çalışmayacaksam, korkunç bir manevi baskı altında kalacaksam, durup dururken para alıp, karşılığında hiçbir şey veremeyeceksem, neden kurumda kalayım.”

Yıllar önce Huzur Sokağı’yla birlikte çekmek için düşündüğü Minyeli Abdullah’ı 1990’da gerçekleştirir ve film büyük bir başarı yakalayarak 500 bin seyirciyi sinemaya toplayarak o tarihe dek gerçekleşmiş olan seyirci rekorunu kırar. Arkasından Minyeli Abdullah 2 ve Sahibini Arayan Madalya filmleri gelir.

O yıllarda Yücel Çakmaklı filmlerini şöyle anlatır;

” Ben şöyle kabul ediyorum çalışmalarımı: Türk seyircisinin istediği, kendini bulduğu, yabancısı olmadığı ilk çalışmalardı yaptığım. Bir yol göstericiydi. İçinde bulunulan ortam ve imkanlar çerçevesinde yapılabileni yapmaya çalıştık. Kendi sanatkarlık ve zanaatkarlığımı birleştirince ortaya benim filmlerim çıktı. Çalışmalarımı yarım kalmış ilkler olarak değerlendiriyorum. Vasatın üstüne çıkmış, fakat ulaşacağı en son noktanın bu olmadığına inanıyorum. Genellikle tarihi konulara ağırlık verdim. Yetişen neslin kendi tarihini bilmesine, öğrenmesine yardımcı olmak istedim… Benim istediklerim ve milletin beklentileri eşleşince de ortaya güzel eserler çıktı.

Bu dönem Yücel Çakmaklı’nın geç kalmadan milli değerlere bağlı bir televizyonun kurulması için insanları ikna etmeye çalıştığı yıllardır. Çakmaklı daha sonra TGRT için Kurdoğlu serisinin ilk filmini, Bişr-i Hafi’yi ve 1994’de de Kanayan Yara Bosna’yı yapar. 1994 sonrasında çeşitli kuruluşlara danışmanlık hizmeti verir.

20 Ekim 1991 tarihinde yapılan seçimlerde RP-MÇP-IDP’nin yaptıkları ittifakın 1.sıra milletvekili adayı olur.Ne yazık ki bu ittifak Afyonkarahisar’da seçim barajını aşamaz.Yücel Çakmaklı’nın milletvekili olarak hizmet etme sevdası başlamadan biter.

Son yıllarında Afyonkarahisar ve çevre illerde Milli Mücadele’ye öncülük eden din adamlarının öyküsünü anlatan bir film çekmek isteyen Yücel Çakmaklı, Ömer Lütfi Mete ile birlikte senaryo çalışmalarında bulunmuşsa da bu projeyi tamamlamaya ömrü vefa etmeden 23 Ağustos 2009’da İstanbul’da vefat etmiş ve Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Kurulması için önayak olduğu Milli TV kanallarının nedense pek hatırlamadığı Yücel Çakmaklı’nın ismi vefatından sonra Afyonkarahisar Belediye Meclisi tarafından Zafer Mahallesi’nde bir caddeye verildi. Aslına bakılırsa adının en uygun olduğu mekanın bir Kültür Merkezi olduğu gerçek.

Hayırlı hizmetlerde bulunmuş hemşehrimizi vefatının 4. yılında rahmetle anıyoruz.

Hakkında Söylenenler

Recep Tayip ERDOĞAN ( Başbakan)

Yücel Ağabey ile tanışmam yıllar öncesine dayanır. Sinemamızda millilik varsa bu Yücel Ağabey ile başlıyor. O bir dönüşümdü, o bir değişimdi. Atılan bu adımlarla sanat yönetmenleri oluşmaya başladı. Türk Sineması bu noktada kendi sanat yönetmenlerini görmeye başladı. Birleşen yollarla yollarımız bütünleşti.

Bülent Oran (Senarist)

Çocukluğu ve ilk gençliğinde aldığı altın tecrübelerle Türk Sinemasının en otantik yönetmenlerinden biri olmaya hak kazandığı söylenebilir. Yücel Çakmaklı muhafazakar kesimin fedakar ve rakipsiz bir sinemacısıdır. Bir çok ilke imza atan ve çok değişik konuları filmleştiren çalışkan bir yönetmendir. Ne yazık ki büyük orijinalitesinin hiç kimse farkında değil gibidir. Kadir kıymet bilmeyen sağ kesimin yeterince üstünde durmadığı bir sinema adamıdır.

Tolgay Ziyal ( Yönetmen)

“Rusya’da Eisenstein neyse, Japonya’da Kurosawa neyse, Amerika Birleşik Devletleri’nde john ford neyse, İngiltere’de david lean neyse Türkiye’de de Yücel Çakmaklı o’dur. hiç kimse alınmasın. Devlet filmi yapmak zor bir iş. Büyük devletler devlet filmi yapar. Yücel’in haricinde; ben herkesle çalıştım, hepsi de iyi yönetmen, küçük işler yapan ve çeşitli mükafaatlar alanlar da iyi yönetmen, hepsinin bir emeği var, hepsine saygı duyuyorum. ama bir devlet filmi yapmak… hele diğerlerinde devletin on numara desteğiyle yapılırken bizde sıfır destekle yapan, hiç kimseye müdanası olmayan Yücel Çakmaklı’yı rahmetle anarım.”

Ulvi Alacakaptan

Bundan 10-15 sene evvel hiç imkan yokken bir sürü milli manevi duyguları ön planda tutan filmler çekilirken, şimdi her şey var, imkanlar sınırsız, fakat bu tür filmleri çekecek insanlar yok. Bu çok vahim bir durum. Yücel beyin yokluğu hissediliyor

Yönetmenliğini yaptığı filmler

1. Cumbadan Rumbaya 2005

2. Emir Sultan 1997

3. Son Türbedar 1996

4. Kanayan Yara – Bosna Mavi Karanlık 1994

5. Kanayan Bosna 1993

6. Bişr-i Hafi / Bir Zamanlar Sarhoştu 1992

7. Mümin ile Kafir 1992

8. Kurdoğlu / Osmanlı Bedel İster 1991

9. Minyeli Abdullah 2 1990

10. Minyeli Abdullah 1989

11. Sahibini Arayan Madalya 1989

12. Kuruluş / Osmancık 1987

13. Aliş ile Zeynep 1984

14. Küçük Ağa 1983

15. Hacı Arif Bey 1982

16. IV. Murat 1980

17. Denizin Kanı 1978

18. Bağrıyanık Ömer ile Güzel Zeynep 1978

19. Oynaş 1977

20. Çok Sesli Bir Ölüm 1977

21. Çözülme 1977

22. Bir Adam Yaratmak 1977

23. Diriliş 1974

24. Garip Kuş 1974

25. Kızım Ayşe 1974

26. Memleketim 1974

27. Ben Doğarken Ölmüşüm 1973

28. Oğlum Osman 1973

29. Çile 1972

30. Zehra 1972

31. Birleşen Yollar 1970

Yapımcılığını üstlendiği filmler

1. Mümin ile Kafir 1992

2. Gençlik Köprüsü 1975

3. Sınıfta Şenlik Var 1975

4. Diriliş 1974

5. Garip Kuş 1974

6. Kızım Ayşe 1974

7. Memleketim 1974

8. Birleşen Yollar 1970

Senaryosunu yazdığı filmler

1. Bişr-i Hafi / Bir Zamanlar Sarhoştu (1992)

2. Küçük Ağa (1983)

3. Kızım Ayşe (1974)

4. Birleşen Yollar (1970)

Süpervizör

1. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1985)

2. Dinle Neyden(2008)

Kaynak link:  http://m.kocatepegazetesi.com/tr-TR/kose-yazilari/85706/turk-sinemasinda-bir-afyonkarahisarli

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir