Lanetli flütün yaptıkları, ilk müzik yarışması ve hüzünlü bir hikâye!..

M.Ö.4000 yıllarında geçiyor konumuz. Tanrıça Athena Menderes Çayı kaynağında yetişen uzun sazlardan birine delikler açmış, ilk flütü yapmış. Her zaman tanrılar arasında bir yarışma olurmuş. (Not: Dinar Suçıkan mevkii)


Nazan Şara ŞATANA / Milliyet Blogdan

Size anlatacağım bu masal çok hüzünlü…

Of-of nasıl acıklı bilemezsiniz!

Dünya sadece bu günlerde mi kötü sanıyorsunuz, dünya kuruldu kurulalı insanlar birbirine kötülük yapmışlar. Aşağılamışlar.

Antik dönemde tanrı bile olsalar bu kuralları bozmamışlar. Kötülükler yapmışlar. Hemde öyle böyle kötülükler değil. İçleri kıskançlıkla dolu olan bu tanrıların en büyük dertleri; kendilerinin ilk olma halleriymiş. En iyi, en doğru, en güzelinin kendilerinin yaptıkları olduğuna inanmışlar. Başkalarının kendileri gibi yada kendilerine yakın becerilere sahip olabileceklerine inanmamışlar.

Şimdi anlatacağım bu hikâyenin bir çok başlığı var.

İçinde bir çok hikâyeyi saklıyor.

M.Ö.4000 yıllarında geçiyor konumuz. Tanrıça Athena Menderes Çayı kaynağında yetişen uzun sazlardan birine delikler açmış, ilk flütü yapmış. Her zaman tanrılar arasında bir yarışma olurmuş. (Not: Dinar Suçıkan mevkii)

Ben daha iyisini yaparım, en iyisi benim!

Athena zamanla çok iyi de çalmayı başardığından kendini göstermek istemiş. Tanrıların katıldığı bir ziyafete gitmiş. Orada da flütü çalmış. Çok güzel çalıyormuş fakat çalarken yüzü garip bir hal alıyormuş. Komik bir şekle dönüştüğünden Aphrodite ve Hera gülmüşler hatta bununla da kalmamış alay etmişler. Athena çok sinirlenmiş. Toplantıyı terk etmiş. Nasıl görüldüğünü de merak ettiğinden İda dağlarının eteğinden akan bir suda aksini görmek istemiş. Flütünü çalarken yüzünün aldığı şekilden kendide hiç hoşlanmamış. Flütü lanetlemiş ve fırlatmış atmış. Flütü kim kullanırsa büyük cezalara çarptırılmasını dilemiş.

Marsias diye bir çoban varmış. Haliyle kırlarda bayırlarda dolaşıyormuş. Bir gün bu flütü bulmuş. Üfleyip ses çıktığını da fark edince çok hoşuna gitmiş. Bir şeyler çalmaya başlamış. Flüt sihirli olduğundan hem güzel sesler çıkartıyormuş, hemde çalan çok cabuk çalmasını öğreniyormuş. Garip çoban o günden sonra devamlı dolaştığı yerlerde flütü çalıyormuş. Her geçen gün daha iyi çalmayı da başarmış. Onu dinleyenler hayran oluyorlar, daha çok çalmasını daha uzun süreler onu dinlemek istediklerini söylüyorlarmış.

Çobanın şöhreti kulaktan kulağa dolaşarak güzel sanatların ve müziğin tanrısı Apollon’a kadar gitmiş. Apollon lir çalmakta ünlü, müzik onun için çok önemli! Apollon onu duyulan hayranlığı kırkanmaya başlamış.

Marsias’ı her kesin önüde yarışmaya davet etmiş. Yenen yenilene istediği cezayı verebilecekmiş. Yarışma, Tanrı Timolos’un dağı olan Bozdağ’ın eteklerinde yapılacakmış. Frigya Kralı Midas başkanlığında üç kişilik birde jüri olacakmış.

Yarışma başlamış. İlk çalan Apollon’muş ve inanılmaz güzel çalıyormuş. Ona su perileri koro halinde eşlik ediyorlarmış.

Sıra Marsias’a gelmiş. O da ne? Genç çoban fevkalade güzel çalıyormuş!

Periler onada eşlik ediyorlarmış. Halk Marsias’ı alkışlayıp tempo tutunca Apollan çok kızmış. Sıra değerlendirmeye geldiğinde; jüri Apollon’dan korktuğu için onun daha iyi olduğunu söylemiş… Kral Midas’ın iki puan hakkı varmış, o puanlarını daha iyi çaldığını düşündüğü Midias’a vermiş.

Yazımın başında demiştim ya; bu anlatının içinde detay çok, gerçekten öyle. Hatta neticesi için bir değil bir çok sonuç var. Sırayla değinirsek:

Değerlendirmelerin sonunda eşit puan aldıklarından berabere kalmış olmaları çobanı hiç rahatsız etmemiş, tam tersi çok mutlu olmuş.

Apollon hiç hoşlanmamış hatta çok hiddetlenmiş.

Bunun üzerine ortaya yeni bir fikir atmış.

Beraberlik olmaz demiş, başka şeyleri deneyeceğiz. Bunlardan biri herkes aletini ters çevirip çalacak. Tabi kendi liri ters çevirip çalabilmiş, çoban başaramamış. Marsias yenilmiş.

Bir başkasında:

Apollon çalarken şarkı söyleyen kazansın demiş, haliyle Marsia bunuda yapamamış. Yenilmiş. Apollon kinci bir tanrı olduğu için Midas’ın oyunu Marsias’tan yana kullandığı için onuda cezalandırmış. Midas’ın kulaklarını uzatıp eşek kulakları yapmış. Zavallı çobana çok büyük bir ceza vermiş. Kayalıkta bir zeytin ağacına astırıp diri diri derisini yüzdürmüş. Yani işkence yaptırarak öldürtmüş.

Efsane burada da bitmiyor, bu olaya kayalar o kadar üzülmüşlerki ağlamaya başlamışlar. Onun içindirki o kayalara Su çıkan kayalıkları denilmiş.

Efsane hale devam ediyor. Bazı söylenceye görede; su perileri yani müzalar bu olaya çok üzülmüşler ve çok ağlamışlar. Gözyaşlarından bir ırmak oluşmuş, o ırmağa da Marsias ırmağı denilmiş.


Efsane hala da bitmedi. Birbaşka anlatıda derki: Apollon yaptığına pişman oldu. Lirini bir daha çalmamaya karar verdi ve onu kırdı. Marsias’ıda bir ırmak haline getirdi.

Demiştim ya acıklı bir hikâye!

İnsanlar gibi antik dönem tanrıları da egoları yüzünden hem kendilerine hemde çevrelerine büyük zararlar vermişler.

Kaynak link: http://blog.milliyet.com.tr/lanetli-flutun-yaptiklari–ilk-flut-nasil-icad-olmus-/Blog/?BlogNo=444098 (Erişim:06.03.2019)


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir