Afyonkarahisar ağzı atasözleri

Atasözleri, milli düşüncenin yüzyılların süzgecinden geçtikten sonra tecrübe ve gözlemleri anlatan, anonim nitelikteki kısa ve özlü sözlerdir.

Rabia Kocaaslan UÇKUN

Arş. Gör., Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü

Atasözleri, milli düşüncenin yüzyılların süzgecinden geçtikten sonra tecrübe ve gözlemleri anlatan, anonim nitelikteki kısa ve özlü sözlerdir. Kaşgarlı Mahmud, Divânü Lügâti’t-Türk’te sav terimini atasözü karşılığında açıklar. Sözlü Türk edebiyatı dönemi ürünlerinden olan savlar, bazı atasözlerinin asılları ve ilk şekilleri olarak görülür. Sav terimi zamanla yerini mesele bırakmıştır. Meselin yanında; misal vermek, duruma uyan yaygın bir söz ya da bir atasözü söylemek anlamına gelen darb-ı mesel ve durub-ı emsâl ifâdeleri de atasözü ve atasözleri anlamında kullanılmıştır.

Atasözleri kalıplaşmıştır ve bu kalıplaşma sırasında kelimelerin yerleri donmuştur. “Çalma elin kapısını çalarlar kapını”. Az sözle çok şey anlatan atasözlerinin çoğu bir veya iki cümleden oluşur. “Vakit nakittir”, “Dikensiz gül olmaz”, “Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al”.

Atasözleri, sosyal olayların oluşunu uzun bir gözlem ve deneme sonucu olarak bildirir. “Minareyi çalan kılıfını hazırlar”.

Tabiat olaylarının oluşunu belirten atasözleri de vardır. “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır”. Bazı atasözleri de, sosyal bir olaydan dolaylı olarak ders verir. “Öfke ile kalkan ziyan ile oturur”.

Denemelere ya da mantığa dayanarak doğrudan doğruya ahlak dersi ve öğüt veren atasözleri de vardır. “Ayağını yorganına göre uzat”. Atasözleri bir hükmü ya da Fikri genelleştirerek ve tam bitmiş halde verir.

Atasözleri; konularına, kelime kadrolarına, cümle ve biçim özelliklerine göre incelenebilir. Genel olarak iki temel bölümde incelenmektedir: 1. Bir tecrübeyi, bir gözlemi veya bir yargıyı anlatan atasözleri. 2. Doğrudan doğruya öğüt ve ahlâk dersi vermek amacıyla bir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını bildiren atasözleri. Bazı atasözleri de fıkra şeklindedir ya da meşhur fıkra tiplerinden alınmıştır. Nasreddin Hoca fıkraları gibi.

Diğer anonim halk edebiyatı ürünlerinde olduğu gibi atasözlerinin de, ilk söyleyeni zamanla unutulmuştur. Sosyal yapıya, değer yargılarına, zamana, bölgelere, görgüye, dilin gelişimine, din ve törelere, ağız özelliklerine göre değişikliğe uğramış, halkın beğendiği, benimsediği bir şekil olarak anonimleşmiştir.

Atasözleri, bir toplumun ahlak anlayışını, felsefesini, inanışlarını yansı- tan; toplumun kendi varlığının ve benliğinin bir aynasıdır.

 Afyonkarahisar atasözleri de, diğer halk edebiyatı ve folklor ürünleri gibi çok zengindir. Halk arasında söylenegelen bütün atasözlerini burada vermek mümkün olmadığı için, derlediğimiz atasözlerinden seçilmiş bazı örnekler aşağıda verilmiştir:

A benim armudum, evvelden var mıydın?

Adam adamı yemez.

Adam bilir adam kıymetini, sarraf bilir altın kıymetini.

Ahı gitmiş, vahı kalmış; baharı gitmiş kışı kalmış.

Akılsız başın dapan çeker zorunu.

Akşamın hayrından sabahın şerri yeğdir.

Alışmadık gıçda don durmaz.

Ali gavas, yeni havas.

Allah boş vermiş, tutmuş goyvermiş.

Allah elinin boş, gönlünün hoş vaktinde yaratmış.

Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.

Altımız yarım hasır, üstümüzde mevlam hazır.

Anan turp, baban şalgam, sen nerden oldun be şeker.

Arabın derdi kırmızı pabuç.

Armudun iyisini ayılar yer.

Armut piş ağzıma düş.

Asil azmaz, bal kokmaz.

Atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.

Azı çocuğuna, çoğu kocana gösterme.

Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur.

Balmahmut’un balığı, Garipçe’nin alığı.

Başa baş olacağına, bir köşeye taş ol.

Bir dönüm bostan, yan gel Osman.

Bir kaşık aşım, kaygısız başım.

Bugünün işini yarına bırakma.

Boşboğazla pisboğaz belâlardan kurtulmaz.

Bitli baklanın kör alıcısı olur.

Buzağı danasını, çocuk anasını bulur.

Camisi yıkılsa mihrâbı kalır.

Cıvık sakız gibi yapışma.

Çağrılmayan yere çalgıcı ile zurnacı bile gitmez.

Çam odunu odun olmaz, Türkmen kızı kadın olmaz.

Çayı görmeden çemrenme.

Çocuğunu aç bırakırsan hırsız, çok döversen arsız olur.

Çocuğun gıçına, kocanın sözüne güven olmaz.

Çok bilen çok yanılır.

Çok sallayan ya kele, ya da köre düşer.

Çok şirniyen belasını, çok arayan mevlasını bulur.

Dama çıkan keçinin çama çıkan oğlağı olur.

Damdan düştü şarpadek, hanım oldu şirpedek.

Davul bile dengi dengine vurur.

Denize düşen yılana sarılır.

Derdini söylemeyen derman bulamaz.

Devlet işiyle evlat sırrına karışılmaz.

Dokunmadık bez olmaz, gelin olmadık kız olmaz.

Dokuz kişiye bir yuka, kırıldık dıka dıka.

Düğün elinen, harman yelinen olur.

Düğüne vardım çengi durdu, hamama vardım sular dindi.

Dünyada mekansız, ahirette imansız olmaz.

Eğreti eşeğe binen tez iner.

El ele akıl verir de, para vermez.

El eliyle yılan tut.

Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı.

Elinen gelen düğün bayram.

Eline takınceğin yok, ardına bakınceğin yok.

Elin iyisi olmaz, gavurun dayısı olmaz.

Erin er olsun, kaya gibi yerin olsun.

Erkeğin çanağı ikiyse, birini kır.

Erkek kadını var sever, komşu adamı var sever.

Erkek çıkan yol alır, erken evlenen döl alır.

Er var yeşil yaprak eder, er var kara toprak eder.

Eskiye rağbet olsa, bit pazarına nur yağar.

Esnafın baş ucunda yatacağına, kibarın ayak ucunda yatayım.

Et dövülmeyince köttü olmaz.

Etten önce çömleğe konma.

Evde galanımız yok, başı gülenimiz yok.

Evdeki hesap çarşıya uymaz.

Evinde ölüsü olan değil, delisi olan ağlasın.

Evlinin bir evi, evsizin bin evi var.

Fırına varan islenir, suya varan ıslanır.

Gider yeteri, gelir beteri.

Gündüz halı dokur, gece mevlüt okur.

Halden bilen gelsin yanıma.

Hamama deli geldi, yunmadan eve geldi.

Harmanda düğen, kendine güven.

Hediyenin azı olmaz, goca kızın nazı olmaz.

Irmaktan geçerken at değiştirilmez.

Ispanak banak banak, yoğurt ister çanak çanak.

İbrik dururken, ümzük konuşmaz.

İmam evinde aş, ölü gözünde yaş çıkmaz.

İşden artmaz, dişden artar.

İyiliği et denize at, kul bilmezse Allah bilir.

Kaba yel adama kar gibi, kara kor gibi gelir.

Kadı kör, müftü kör, kendi işini kendin gör.

Karalar kandan olur, sevisi candan olur.

Kardeş kardeşi bıçaklar, döner kucaklar.

Kazan kazana bakmış, senin altın benden kara demiş.

Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez.

Kel başa şimşir tarak.

Kelden kel, körden kör doğmaz.

Keller, sağırlar birbirini ağırlar.

Keskin sirke küpüne zarar.

Kırkından sonra azanı teneşir paklar.

Kırkyılda bir çıracı olduk, ay akşamdan doğdu.

Komşu komşunun ne oñduğunu, ne de öldüğünü ister.

Kömürün iyisini, odunun kurusunu Marta sakla.

Ocakta köttü var, herşeyin vakti var.

Oynamayan gelin eteğim dar, yenim kısa dermiş.

Ödünç yiyen kesesinden yer.

Ölmüş eşşek kurttan korkmaz.

Öz ağlamadan göz ağlamaz.

Sabreden derviş muradına ermiş.

Sarımsağı gelin etmişler, kırk yıl kokusu çıkmamış.

Sırrını söyleme dostuna, o da söyler dostunun dostuna.

Sofrada elini, mecliste dilini tut.

Sütten ağzı yanan yoğurdu üşeyerek yer.

Şeytanın büyüğü akşamüstü gelir.

Tavşana kaç, tazıya tut derler.

Tencerede pişir, kapağında ye.

Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş.

Tosbağı kabuğundan çıkmış, kabuğunu beğenmemiş.

Unun varsa günün de vardır.

Uyku geldi bedene, Allah razı olsun kalkıp gidene.

Uyku uykunun damızlığıdır.

Var yiğidin gencine, hergün hatırın incine.

Var yiğidin kartına, çık bağrının tahtına.

Yağmurlu havada tavuğa su veren çok olur.

Yanmayacak ocağa, çıra kütüğü soksan da yanmaz.

Yenni taşı yel kaldırır, ağır taşı eller kaldırır.

Yeter yeter derdim, bugün hergünden beter.

Zengin olacağına dengin olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir