AfyonNews

İbrahim Türâbî

Bektaşi Melami halk şairlerinden olan İbrahim Türabi Afyon’a Tuna vilayetlerinden geldi. İyi bir eğitim almış olan Türabi burada alim, şair ve aydın kişilerle kısa zamanda kaynaştı, dostluk kurdu. Şair Vehbi, Dehşeti, Şeyh Kemal Çelebi, Alim Hafız Ali Rıza bunlard

ÖZET

Bektaşi Melami halk şairlerinden olan İbrahim Türabi Afyon’a Tuna vilayetlerinden geldi. İyi bir eğitim almış olan Türabi burada alim, şair ve aydın kişilerle kısa zamanda kaynaştı, dostluk kurdu. Şair Vehbi, Dehşeti, Şeyh Kemal Çelebi, Alim Hafız Ali Rıza bunlardandı. Ciloğlu Deli Bekir (Harabi) de müridlerindendi. 1875’te vefat eden Türabi, kuvvetli bir üsluba ve akıcı bir dile sahipti. Aşıkane ve dervişane şiirlerden oluşan divanı ölümünden iki sene sonra Matbaa-i Amire’de basıldı.

Doç Dr. Mehmet SARI

Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi / Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü

Asıl adı İbrahim olan şair şiirlerinde Türâbî mahlasını kullanmıştır (Bakı 1942: 76; Yazıcıoğlu 1969: 76; Gönçer 1991: 164). Ankara ve İstanbul Kütüphanelerinde divanlarının yazma nüshaları bulunan (Tuman Yz. No: 611), Sehi Bey, Künhü’l-Ahbar, Gülşen-i Şu’ara, Adab-ı Zurefa gibi terzkirelerde isimleri zikredilen Türâbî mahlasıyla şiir yazan başka şairler de vardır (İpekten 1988:507; TDEA 1998: 399; Sarı 2001: 72). “Afyonlu Türabi Baba” (Özmen 1998: 157) diye de tanınan İbrahim Türâbî, Rumeli Tuna Vilayetlerinden birinde doğmuştur (Bakı 1945: 78; Yazıcıoğlu 1969: 77; Gönçer 1991: 164; Sarı 2007: 371). Doğum yılı kesin olarak bilinmeyen Türâbî 19. yüzyılda doğmuştur (Araz 1978: 394; Yazıcıoğlu 1969: 77). Doksan yaşlarında olduğu sırada 1292/1875 tarihinde öldüğü (Gönçer 1991: 165) bilgisinden hareketle 1202/1785 civarında doğduğu söylenebilir.

Gençliğinde iyi bir eğitim alan Türâbî, askerlik mesleğinde ilerleyerek tabur komutanlığına kadar yükselir. Rus harplerinden birinde aile fertlerini kaybedince memleketini terk ederek İstanbul’a gelir ve II. Mahmud devrinde önemli görevlerde bulunur (Bakı 1945: 77; Yazıcıoğlu 1969: 77; Gönçer 1991: 164; Sarı 2003: 04). Sonraki zamanlarda dünya işlerinden elini eteğini çekerek Melami tarikatına girer ve icazet alır. Halidi tarikatı şeyhi Gümüşhaneli Ahmed Ziya’nın hizmetinde yedi yıl çalıştıktan sonra (Bakı 1945: 77) şeyhinin görevlendirmesi üzerine, Yazıcıoğlu’na (1969: 77) göre 1258/1842 civarında, Nasrattınoğlu’na (1971: 64) göre 1260/1844 yılında Afyonkarahisar’a gelir. Bakı (1945: 78) şairin 1260 hicri senesinde Afyon’da olduğunu, bundan daha önceki bir tarihte gelmiş olabileceğini söyler. Afyonkarahisar’da Melâmi gömleğini giymiş olarak saç sakal karışık, bağrı başı açık, yalın ayak, çıplak baldır, tek bir gömlekle tam bir Melâmi mümessili olarak hayat sürmeye başlar (Bakı 1945: 78).

Afyonkarahisarlı halk şairi Ciloğlu Deli Bekir (Harabî) başta olmak üzere Anbanazlı Şahinoğlu İbrahim, Sinir Köyünden Hacı Ali, Hafız Liylala gibi halkın içinden yetişmiş, halkın sevgisini kazanmış şahsiyetleri kendine mürid edinerek bunlarla beraber dirlik ve dostluk içinde yaşar (Bakı 1945: 78; Yazıcıoğlu 1969: 78).

Afyonkarahisar’ın Kesikbaş, Ayaktekyesi, Şehreküstü, Yarenler, Devrane gibi türbelerinde ve kabristanlarında halkın verdikleri ile geçinirler (Bakı 1945: 79; Gönçer 1991: 164). Müridleri zaman zaman halktan para toplar ve buna “selama çıkmak” derler. Elde edilen para fakirlere dağıtılır. Kazancına haram karıştığından şüphe edilenlerden para alınmaz, kendileri verse dahi kabul edilmez. Şâir ve rind Türâbî’nin uğrak yerlerinden biri de Mevlevi Dergâhıdır (Sarı 2003: 04). Kısa zamanda halkın ve ileri gelenlerin sevgisini ve dostluğunu kazanan Türâbî’nin yakın dostları arasında Mutasarrıf Ömer Lutfi Paşa ve Müftü Ahmet Muhtar da bulunur (Gönçer 1991: 164).

İbrahim Türâbî’nin -hayatının diğer safhalarında olduğu gibi- ölümü üzerine de rivayetler vardır. Doksan yaşları civarında iken 1292/1875 tarihinde yakın dostlarından Mutasarrıf Ömer Lutfi Paşa’ya öleceğini söylemesi (Gönçer 1991: 165), bir gün sonra da Hakk’a kavuşması bunlardan biridir. Halkın büyük bir katılımıyla kılınan namazdan sonra cenazesi Afyonkarahisar’da Şehreküstü Mezarlığı’na defn edilir (Sarı 2007: 371). Bakı (1945: 78)’nın Afyonkarahisar’da 30-40 yıl kaldıktan sonra 1878’den evvel öldüğünü söylemesi hem bu ölüm tarihini hem de Türâbî’nin Afyonkarahisar’a geliş tarihini doğrular. Nasrattınoğlu (1971: 65) ise 1298/1881’de öldüğünü yazar.

Afyonkarahisar yerel kaynaklarda Türâbî Dîvânı’nın 1257/1841 yılında tamamlandığı (Gönçer 1991:164); zamanında çok sevilen şairin Dîvânının ölümünden iki yıl sonra 1294/1877’de Matbaa-i Amire’de tab edildiği (Bakı 1942: 76; Yazıcıoğlu 1969: 76; Araz 1978: 393; Gönçer 1991: 164) yazılıdır. Gerçekten 1294/1877 tarihli bir matbu Türâbî Dîvânı vardır ve eserde “târih-i dîvân” (Divan 1294: 100) başlıklı manzumede 1257 tarihi verilir. Ancak bu divanın İbrahim Türabi’ye ait olup olmadığı kesin değildir. Nitekim Aldulbaki Gölpınarlı (1963: 19) Türabi Ali Dede’den bahsederken divanının basıldığını söyler. Nâil Tuman (06 Mil. Millî Ktb.Yz. No: 611) da Ali Türâbî Baba’nın, Emiri Manzum Eserler’de ve İstanbul Ü. Kütüphanesi’nde yazma nüshaları bulunan divanının olduğunu kaydeder. Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi’nin 8. Cildinde (1998: 399) de bu bilgilerden hareketle verilmiş Ali Türâbî’nin biri Millet Kütüphanesi Ali Emiri Kitaplığında mevcut yazma nüshaları bulunan divanının olduğu yazılıdır. Özmen (1998: 157), Türâbî mahlaslı şiirlerin biri birine karıştığını, M. Fuat Köprülü’nün İkdam Gazetesi’ndeki yazısında hangi şiirin hangi Türâbî’ye ait olduğunu belirleyemediğini söyler ve Ali Türâbî (öl.1868)’nin 1294/1878 yılında basılmış, Türâbî, Kul Turab, Turab mahlaslarıyla yazılmış şiirlerden oluşan divanından söz eder. Yine Özmen (1998: 159-165)’in, Ali Türâbî’ye ait olarak verdiği bazı şiirlerin, incelediğimiz kaynaklarda İbrahim Türâbî’ye ait olarak da verilmesi (Bakı 1942: 82-84; Gönçer 1991: 165-167), Afyonkarahisar’daki bazı cönklerde bulunan İbrahim Türâbî’ye ait şiirlerin zikrettiğimiz kaynakların bazılarında Ali Türâbî’ye ait olarak verilmesi gerçekten de bir karışıklığın olduğunu gösterir. Mesela Afyon Gedik Ahmet Paşa İl Halk Kütüphanesindeki bir Cönkte (GAPK Yz. Nu. 13916: 16b), “İbrahim Türâbî” başlıklı makalede (Bakı 1942: 83) ve Ali Türâbî maddesinde (Özmen 1998: 164) bir koşma küçük farklarla yer alır. Koşmanın bir dörtlüğü İbrahim Türâbî’nin yaşayışını yansıtır gibidir: “Bir gürûha biz de serdâr baş olduk / Gâh beşikde gâh eşikde taş olduk / Harâbat ehline arkadaş (ayakdaş) olduk / Melâmet tablını çaldık bakalım” Bu karışıklığın aydınlatılması için yazmalardan, cönklerden, yerel kaynaklardan ve konuyla ilgili yapılmış çalışmalardan (Altınok 2006; Azar 2005; Dindar 2010; Aydemir 2010) hareketle bir çalışma yapılması faydalı olacaktır. Yapılacak çalışmada İbrahim Türâbî ile ilgili kaynaklarda verilen Rumeli Tuna Vilayetlerinden birinde 1202/1785 civarında doğduğu ve buradan İstanbul’a geldiği bilgisi ile Yanbolulu Ali Türâbî için verilen Bulgaristan sınırları içindeki Yanbolu’da 1201/1786’da doğduğu ve buradan İstanbul’a geldiği (Altınok 2006: 9) bilgilerinin de dikkate alınmasında fayda vardır. 1294/1877 yılında basılan ve üç bin beyte yakın şiirden oluşan söz konusu Türâbî Divanı mesnevi, harf sırasına göre düzenlenmiş üç yüzden fazla gazel, çeşitli musammatlar, harf sırasına göre düzenlenmiş müfretlerden oluşur. Şiirlerde münacat, na’t, tarih, mersiye, tarih-i divan, elifname, hatmiye-i divan, sakiname gibi başlıklar yer alır.

Türâbî âlim, aydın, fazıl ve seçilmiş bir şahsiyettir (Bakı 1945: 78). İstanbul’da tarikate girdikten sonra dervişâne ve âşıkane şiirler söyleyen Türâbî’nin şiirleri tasavvufidir (Bakı 1942: 76; Yazıcıoğlu 1969: 76). Bektaşi-Melâmi halk şairlerinden olan (Gönçer 1991: 164; Sarı 2007: 371) Türâbî’yi Bakı (1942: 76) 19. asır saz şairlerinden olarak kabul eder. Şiirlerinin bir kısmı Afyon Gedik Ahmet Paşa İl Halk Kütüphanesi’ndeki (GAPK Cönk: Yz. Nu. 13916) veya şahısların ellerindeki cönklerdedir. Yer yer sosyal konuları, toplumun aksayan yönlerini dile getirdiği ve hicvettiği (Sarı 2001: 73) şiirleri dikkat çekicidir. Hak, aşk ve insan üzerine yazdığı âşıkâne ve dervişâne şiirlerde Yunus Emre tesiri görülür. Halk söyleyişlerinin yer aldığı sade Türkçe ile yazılan şiirlerde hem hece hem aruz ölçüsü kullanılmıştır. Afyonkarahisar’daki hayatı çeşitli rivayetlere dayanan, dünya heveslerinden ve meyillerinden uzak yaşayan Türâbî, Eskişehir’de Seyit Gazi’yi, Sandıklı’da Rufai Şeyhi Ahmed Efendi’yi ziyaretleri dışında Afyonkarahisar dışına pek çıkmamıştır (Bakı 1945: 80). Bektaşi Dervişi İbrahim Türâbî’nin derviş yaşayışı ve şiirleri, Afyonkarahisar esnafı ve şairleri arasındaki birliğin ve dirliğin tesisinde etkili olmuştur (Sarı 2003: 04). Şiirin inceliklerine vakıf olan Türâbî, Afyonkarahisarlı Şâir Çizmecioğlu Ali Feyzî, Müderris ve şair Salih Dehşetî, Mevlevi şeyhi Kemâleddin Çelebi, Hafız Ali Rıza gibi âlim, şair ve aydın kişiler üzerinde tesirli olmuş; onların yakın dostluğunu ve bütün Afyonluların sevgisini kazanmıştır (Sarı 2001: 73).

Kaynakça
Altınok, Baki Yaşar (2006). Türabi Divanı-Yanbolulu Ali Türabi Baba-. İstanbul: Horasan Yay.

Araz, Nezihe (1978). “Harabî İle Türabî”, Anadolu Evliyaları. İstanbul: Atlas Kitabevi. s. 393-400.

Aydemir, Cengiz ve Hülya Savran (2010). Türabi Divanı Dil Özellikleri. İstanbul: Roza Yay.

Azar, Birol (2005). Türabi Divanı-İnceleme Metin-. Elazığ: Fırat Üniversitesi Yayımlanmamış Doktora Tezi.

Bakı, Edip Ali (1942). “İbrahim Türabî”, Taşpınar Dergisi. S. 88, Afyon: 76-89.

Bakı, Edip Ali (1945). Ciloğlu Deli Bekir-Harabi-. Afyon: Doğan Basımevi. s. 78-79.

Cönk. Gedik Ahmet Paşa İl Halk Kütüphanesi, Yz. Nu: 13916.

Dindar, Mehmet Fatih (2010). Raci Türabi Veliyyüddin Efendi Divanı Tanıtım ve Transkripsiyonlu Metin. Sakarya: Sakarya Üniversitesi Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi.

Gölpınarlı, Aldulbaki (1963). Alevi-Bektaşi Nefesleri. İstanbul: Remzi Kitabevi.

Gönçer, Süleyman (1991). Afyon İli Tarihi. C. II. Afyon: İleri Ofset Matbaacılık. s. 164-166.

İpekten, Haluk ve Mustafa İsen (1988). Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay. s. 942.

Nasrattınoğlu, İrfan Ünver (1971). Afyonkarahisarlı Şairler, Yazarlar, Hattatlar. Ankara: İpek Matbaası. s. 63-66.

Nasrattınoğlu, İrfan Ünver (2003). Afyonkarahisar Folklor-Edebiyat-Tarih Araştırmaları. Afyonkarahisar: Lider Ajans. s. 41-48.

Özmen, İsmail (1998). Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi 19.Yüzyıl. C.4. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi. s. 157-165.

Sarı, Mehmet (2001). «Afyonkarahisarlı Heccav Şâirler », Afyonkarahisar Kütüğü. C. II. Afyonkarahisar: Afyon Kocatepe Üniversitesi Yay. s. 59-82.

Sarı, Mehmet (2003). «Afyonkarahisara Hizmet Etmiş Yabancı Meşhurlar», Afyonkarahisar Edebiyatı ve Kültürü Üzerine Makaleler. Afyonkarahisar: Afyon Kocatepe Üniversitesi Yay. s. 03.

Sarı, Mehmet (2007). “Türâbî-İbrahim”, Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi. C. 8. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yay. s. 371.

Tuman, Nâil, Tuhfe-i Nâilî, C. 2. Ankara: Ankara 06 Mil. Millî Ktb.Yz. No: 611.

Türâbî (1294). Divân-ı Türâbî. İstanbu: Matbaa-i Âmire.

Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi (1998). C. 8. İstanbul: Dergah Yay. s. 398.

Yazıcıoğlu, H. Fikri (1969). Afyon Evliyaları ve İlim Adamları. Afyon: Yıldız Matbaası. s. 76-87.

YRD. DOÇ. DR. MEHMET SARI
Madde Yazım Tarihi: 31.01.2015
Güncelleme Tarihi:

Eserlerinden Örnekler

Koşma
‘Aşkın binâsını gönlümde ezel
Seng-i kudret ile temellediler
Devrişim tutdılar Mecnûna bedel
‘Âlem beni dîvâne bellediler

Yetişdir bâdeyi gam vakti sâkî
Derûnumda hicrân âteşi bâkî
Sînemde tûtiler sâz-ı firâkı
Başdan başa nasıl hoş tellediler

Sa‘y eyledi nice bu dehre gelen
Tîşe-i gayretle çün menzil alan
Varlığın dağını ben idim delen
Sâ’ir âşıkları hep ellediler

Türâbî fikr eyle Hak dîvânını
Nâ-sezâdan sakın sen zebânını
Dünyâdan ahrete cân kervânını
Düzdüler koşdular mahmillediler (Cönk. GAPK Yz. Nu. 13916: 57a; Bakı 1942: 82; Nasrattınoğlu 1971: 65; Gönçer 1991: 165)

Koşma

Lâ-mekân şehrinden cihâna geldim
Cânlar cânı bir cinâna yetişdim
Elden ele kapdan kaba süzüldüm
Katre iken bir ‘ummâna yetişdim

Bezm-i elest eleğinden elendim
Belî didim belâsına belendim
Yeri göği yaradandan dilendim
Kereme uğrayup kâna yetişdim

Çillekeşden kemer çekdim belime
Hakîkatden su bağlandı gölüme
Ma‘rifetden bir yol girdi elime
Edeb alup yol erkâna yetişdim

Türâbî budur sözün muhtasarı
Pîr elinden içdim âb-ı kevseri
Evliyâlar enbiyâlar serveri
Çok derd çeküp bir dermâna yetişdim (Cönk GAPK Yz. Nu.13916: 2a; Bakı 1942: 82; Nasrattınoğlu 1971: 66; Gönçer 1991: 166)

Gazel
Selâmet köşesin tutsam bu bir şaşkın gedâ dirler
Kemâl-i rütbe kesb itsem ‘aceb tarz-ı edâ dirler

‘Alâyıkdan berî ‘uzlet makâmın ihtiyâr itsem
Bakın hizmet kaçağına ana değnek revâ dirler

Otursam ‘ârifâne söylesem mîr-i kelâm olsam
Kamu halkı usandırdı yalancı dâ’imâ dirler

Eğer sâkit olup bir kimseye sohbet dimez isem
Tekebbür kendini almış derûnu pür-riyâ dirler

Sim ü zer cem‘ine düşsem diyeler ehl-i dünyâdır
Bu derviş olmamış hâlâ işi bâd-ı hevâ dirler

Fakîr-i bî-tüvanlıkda geçirsem ‘ömrümü dâ’im
Hayırsız başına imdâd yok lâyık sezâ dirler

Yakında olmasa hizmet çıkıp terk-i diyâr itsem
Kamu halkı dolandırdı kaçan deynek revâ dirler

Türâbî kendini halka beğendirmek ne mümkündür
Hacâletden berî ol sen buna âlem fenâ dirler (Divan 1294: 27; Bakı 1942: 84; Yazıcıoğlu 1969: 85; Gönçer 1991: 166)

Kaynak link: http://www.turkedebiyatiisimlersozlugu.com/index.php?sayfa=detay&detay=6846 (Erişim: 18.03.2019)

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

AfyonNews.Com 2019 Afyonkarahisar | Kültür | Sanat | Folklor | Yemek | Tarih | Edebiyat | Söyleşi | Anı | Makale | Köşe Yazısı | Özel