AfyonNews

Afyon’da 40 makam var: Çiltenan kardeşliği

Dilerseniz öncelikle Afyonkarahisar Mevlevi dergâhında uzun yıllar birlikte hizmet ettiğini ve aynı makamda defnedildiğini belirttiğimiz Bektaşi ve Mevlevi kardeşleri tanıyalım….
İhsan AKAR’ın yazısı…

Afyon’da 40 makam var: Çiltenan kardeşliği

İhsan AKAR (akar03@hotmail.com)

Araştırmacı – Yazar

Eşine Rastlanmamış Bir Kardeşlik Örneği: Çiltenan Kardeşliği

Eşine rastlanmamış bir kardeşlik örneği diyoruz çünkü günümüzde kardeşlerin birbirine girdiği, savaştığı dünyamızda, anlatacağımız bu kardeşlik hikâyesinde Şii’ler ile Sunniler arasında hiçbir farklılık olmadığı sadece fikir ayrılığına düştükleri gerçeğini bizlere tekrar yansıtmaktadır.

Afyonkarahisar Mevlevi dergâhında uzun yıllar birlikte hizmet eden ve aynı makamda defnedilen Bektaşi ve Mevlevi kardeşler şuanda Irak’ta, İran’da, Suriye’de devam eden Şii-Sünni kavgasının ne kadar yersiz ve anlamsız olduğunu gözler önüne seriyor. Osmanlı coğrafyasından başka hiçbir yerde görülmeyen bu kardeşlik geleneğinin bugün geldiği noktayı iyi anlamak, Allah-ü Teâlâ’nın “Bütün Müslümanlar kardeştir” ayetini iyi irdelememiz gerektiğini düşünüyorum.

Dilerseniz öncelikle Afyonkarahisar Mevlevi dergâhında uzun yıllar birlikte hizmet ettiğini ve aynı makamda defnedildiğini belirttiğimiz Bektaşi ve Mevlevi kardeşleri tanıyalım.

Çiltenan Kardeşliği

Mevleviliğin ikinci merkezi sayılan Karahisar-i Sahip Sancağı Yavuz Sultan Selim’in 1517-1519 yıllar arasında Mısır seferine gidecek olan ‘tımarlı sipahiler ve erenler yola çıksın’ dendiğinde Sultan Divani Hazretleri Mevlevi dergâhının Postnişinde oturmaktaydı. Kudretli Padişah Yavuz Sultan Selim gönüller Sultanı olarak gördüğü Sultan Divani’ye sefere katkıda bulunmasını ulakla duyurdu. Yavuz’un amacı kutsal emanetleri Mısır’ın elinden alıp Peygamberimize saygı ve hürmetlerini Türk toplumunun bir nişanesi olarak yüzyıllar boyunca sürdürmekti.

Savaş geleneği olarak sadece asker değil, gönül erlerinden de Osmanlı ordusuna katılımlar olur ve hem askeri hem de manevi fetih gerçekleşirdi. Bu bakımdan Sultan Divani Hazretleri Ankara’da payitaht ordusuyla buluşmak için Mevlevilerle beraber yola çıkar. Yol boyunca değişik tarikat ve gönül dostlarıyla buluşulur. Manevi sohbetler yapılır. Daha sonra kırk Mevlevi ve Sultan Divani o dönemin kutbu olan Hacı Bektaş Veli Hazretleri’nin dergâhına da uğrar.

Hacı Bektaş Veli misafirlerinin ağırlanması için 12 kazan yemek yapılmasını buyurur ve manevi ikram açısından da her bir kazana 1 pirinç tanesi koyup ‘Bismillah’ der. Kapağı kapattırır. Açıldığında 12 kazan pilav olduğu görülür. Sultan Divani Hazretleri de sofralar kurulduğunda Müridi ve Talebesi Furuni Mehmet Dede’ye latife eder. “Hadi bakalım yemekler Hacı Bektaş’tan, ekmeklerde bizden olsun der” Furini Mehmet Dede de ‘Bismillah’ diyerek Her sofraya cübbesinin içinden sıcak pideler gönderir. Böylelikle Mevlevi Bektaşi kardeşliği başlamış olur.

Mercidabık ve Ridaniye seferleriyle Mısır’ın elimize geçmesi sadece Kuzey Afrika değil orta Afrika’dan Yemen’e kadar geniş bir coğrafyanın da Osmanlı’nın etki alanına girmesini sağlamış oldu. Bu seferde Şah İsmail’in oğlu El-Kas Mirza Veliaht Şehzade olarak 12-13 yaşlarındadır. Etrafının düşman olarak lanse ettiği bu insanların sanılanın aksine birer Allah dostu olduğunu safi kalbiyle keşfeder. Bektaşi ve Mevlevi Kardeşliğinin gönül zenginliği onu da etkiler. O da onlara habersizce katılır. Bu Çiltenan denilen 40 kişilik Mevlevi-Bektaşi kardeşler Mısır ve Güney seferi boyunca birbirlerinden hiç ayrılmazlar. Burada bahsi konu olan Bektaşi Dergâhında Hacı Bektaşi değil onun Postnişininde oturan şeyhtir. Zira yeniçeri ocağının da piri olan Hünkâr Hacı Bektaş Veli, Mevlana Hazretlerinin çağdaşıdır. Torunu Sultan Divani Mehmet Semavi Hazretleri kendisinden yaklaşık 250 yıl sonra Hacı Bektaş’a misafir olmuş ve bu olay vuku bulmuştur. Birbirlerine verdikleri sözü tutmuşlar, kutsal emanetlerin Osmanlı’ya geçmesini sağlayan bu seferden Sultan Divani de büyük dedesi Mevlana Hazretlerine kutlu bir rüyada söz verdiği gibi, Mevlana Celaleddin Divanını da Şah İsmail’in elinden alarak sefer dönüşü Mevlevi Dergâhına getirmiştir. Bu zamana kadar Mehmet Semai olan ismi divani getirdiğinde orayı ısıtmak için yakılan ateşin üstüne oturup etkilenmediği ve divan sahibi olduğu için o günden sonra Sultan Divani olarak günümüze kadar değer kazanmıştır. Afyon’a gelen Bektaşi ve Mevlevi kardeşler Mevlevi Dergâhında uzun yıllar birlikte hizmet etmişlerdir. Çiltenan Kardeşliği gereği aynı yerde öldükleri zaman beraber gömülmüşlerdir. Allah’ın bir hikmeti olarak zaten bir Mevlevi öldüğünde çok geçmeden Bektaşi de ölmekteydi ya da kardeşlerden Bektaşi olan öldüğünde de Mevlevi kardeşi bir süre sonra vefat etmekteydi.

40 makam olarak adlandırılan Çiltenan makamlarının maalesef günümüzde çok azı bilinmektedir. Afyonkarahisar’ın değişik bölgelerinde bulunan türbeler de bu kardeşliğe atfedilmekle beraber bu konuda sağlam kaynakların güvenilirliğine ihtiyaç vardır.

Sultan Divani deki manevi makamı fark eden Bektaşiler Hacı Bektaş’tan izin alarak Mısır seferine Mevlevilerle birlikte katılırlar. Böylece yıllarca sürecek ÇİLTENAN GELENEĞİ başlamış olur.

Bu kardeşlik şartları ağır bir kardeşliktir. Öyle ki birbirine kardeş yapılanlar aynı yerde yaşayacak ve öldüklerinde aynı mezara gömüleceklerdir. Tespitlerime göre Afyon’da Çiltenan Kardeşliği ile ilgili en az 40 makam bulunmaktadır. Bunların başlıcaları; Zülali Camii’ndeki Zülal-i Celal-i mezarı diğeri Ayaktekke Camii’nin haziresindeki Nakşi-Bakşi-Yakşi kardeşlerin mezarlarıdır. Olucak Çeşmesi’nin yukarısında bulunan Kesikbaş Sultan veya Çavuşbaş tarafındaki Merdiyek Sultan ile Devrane semtine adını veren Devrane Sultan da bu kardeşlerin başlıca bilinenlerindendir. Ayrıca şehrin eski camilerinden Arap Mescid İmad Dede Mescidi ile Namık Kemal İlkokulu’nun yanındaki Bahçelievler’de de bu makamlara ait olduğu sanılan türbeler mevcuttur.

Bu yazıda amacımız günümüzün körüklenen kavgası olan Şii-Sünni kavgasının geçmişte aynı ölçüde olmasa da bu kadar önemsenmediği Sünni geleneği karşısında gibi algılanan fakat gerçekte öyle olmayan Bektaşi- Mevlevi anlayışları ile Afyon Mevlevi Dergâhında meftun bulunan ve Şiiliğin kalesi olan İran Hükümdarı Şah İsmail’in oğlu Erkas Mirza bir Sünni topluluğun müridi olmuş ve tacı tahtı bırakarak binlerce kilometre uzağa gelip Mevlevi-Muhibbi olmayı dünya nimetlerine tercih ederek, şeyhinin ayakucuna defnedilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de defalarca “İnnemel Mü’minine İhvetün” bütün Müslümanlar kardeştir ayetini hiç unutmadan ve nüansları büyütmeden yaşamaya çalışırsak bugünkü İslam dünyasının ne Suriye, ne Yahudi ne de IŞİD gibi bir problemi kalmayacaktır İnşallah.

Zikredilen isimler biri Mevlevi biri Bektaşi olmak şartıyla aynı makamda defnedilmişlerdir. Böyle bir kardeşlik geleneği Osmanlı coğrafyasından başka hiçbir yerde görülmemiştir. Amaç dünyanın geçici olduğunu ahiret kardeşliğinin esas olduğunu insanlık alemine yüzyıllar boyunca duyurmak olmuştur.

Kaynak link: http://afyonprestij.com/esine-rastlanmamis-bir-kardeslik-ornegi/ (Erişim:19.03.2019)

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

AfyonNews.Com 2019 Afyonkarahisar | Kültür | Sanat | Folklor | Yemek | Tarih | Edebiyat | Söyleşi | Anı | Makale | Köşe Yazısı | Özel