AfyonNews

Evliyalar diyarı Afyonkarahisar…

Evliyalar diyarı Afyonkarahisar…


Mehmet ŞENKAYA

Kocatepe Gazetesi / 16 Aralık 2011

Afyonkarahisar Evliya bakımından zengin bir ilimizdir. Özellikle il merkezinin her mahallesi ve her beldesinde adım adım kümbetlere rastlanır. Buralarda mekan tutan muhterem zatların her birinin başından geçen bir hikayesi vardır. Öyle ki; Kitapları dolduran serüvenlerini, bu topraklarda yaşayan insanların çoğu bilir.


Eskiden beri Horoz Dede, Deve Dede, Süt Dede, Mürdümek Sultan, Kabaklı Dede, Mustafa Dede, Kırklar Makamı, Kesikbaş Sultan, Şehre Küstüm, Sakalı Ak Dede, Arap Dede, Hacı Aşık, Demir Yalayan, Sahipler Sultan, Sultan Divani ve Mevlevi Dergahı Evliyaları. Mısri Sultan. Yakın köy ve ilçelerimizdekileri katmadan, bunlar hemen aklımıza geliveren zatlar. 


Allah yolunda hayatlarını sürdüren bu güzel insanlar. Bilgileriyle, tecrübeleriyle, yaşantılarıyla başkalarına örnek olmuş, etrafına ışık tutmuş, nice kişileri doğru yolda eğitip, yetiştirerek topluma faydalı olmuş, ahirete göçmüş. İnşallah Rabbin indinde sevgili makbul kullardır. Allah şefaatlerinden mahrum etmesin. 
Abdurrahim Karahisari Mısri Afyonlu Mevlana Alaaddinül Mısrınin oğludur. Babasından ve tanınmış ilim adamlarından ders almış, il dışında da, değişik ortamlarda değerli ilim adamlarıyla dini sohbette bulunmuş. Fatih Sultan Mehmet’in Hocası Akşemsettinden icazet almış, değerli ilim adamı. Uyanık bir zattır. Merkati adını aldığı camidedir. Ramazanda Teravih ve Sabah namazı hatimle kıldırılır. Camaati kalaba olup omuz omuzu sökmez.


İstanbul’un Fethi sırasında Akşemsettin’i yanında götüren Fatih savaş öncesi Hocasını çadırında ziyaret ederek duasını almak ister. Fakat; Çadırın önünde bekleyen müridi Abdurrahim Karahisari, şeyhinin zikirle meşgul olduğunu söyleyerek Fatih’i içeri almak istemez. Bu duruma kızan Başkomutan “Fetihten sonra bu dervişi cezalandırmak, boynumuza borç olsun” der. Hakikaten fethin gerçekleşmesi hitamında Fatih, Hocası Akşemsettin’in de rızasıyla Abdurrahim Mısri’yi Afyon’a göndererek sözünü yerine getirmiş olur. 
Memleketinde kısa zamanda halkın ilgisini ve teveccühünü kazanan bu büyük ilim adamı; Afyonkarahisar’a tayin edilen Molla Kasım Paşa’nın da gözünden kaçmaz, Abdurrahim Mısrı’ya hayran kalır ve müridi olmak ister. Oysa; Mısri Sultan, Devlet işiyle müritliğin bir arada yürütülemeyeceğini anlatsa da, Kasım Paşa ısrarlıdır.


Hak yolunda Paşa’nın izzeti nefsini yere sermek için onu imtihana davet ederek bir teklifte bulunur. Bu elbiselerinle kasaplara gidip ordan; Bir omzuna işkembe diğerine ciğer alarak “Yok mu işkembe isteyen, ciğerci gidiyor ” deyip bağırarak satacaksın. 


Kasım Paşa Hakikaten süslü elbiseleriyle sırtına yüklendiği malları satmış gelmiş. “İsteğinizi yerine getirdim Sultanım. Başka bir emriniz. Bundan sonra Abdurrahim hazretleri ikinci bir imtihan daha yapmak ister.


Şimdi mezarı, Karaman Mahallesi Gazlıgöl Caddesi üzerinde bulunan Demiryalayan, Abdurrahim Mısri Sultanın müritlerinden olup, geçimini yoğurt satarak sürdürmektedir. Bir Rivayete göre Abdurrahim Mısri Sultan bir gün Kasım Paşa’ya, “Çarşıda Demiryalayan adında bir yoğurtçu var. Git pazarlık et, yoğurt al sonra da bir bahaneyle yoğurdu kafasına geçir. Bakalım ne diyecek ” der. 


Kasım Paşa, Demiryalayana giderek yoğurdun fiyatını sorar: “Çok pahalı, insafsız adam” diyerek yoğurdu kafasından aşağı geçirir. Buna karşılık Demiryalayan sükunetle, “Af edersiniz efendim. Hiddetlendirerek size zarar verdim.” Diyerek özür diler. 


Önemsenmeyen birinin önemli bir kişiye darılması durumunda, önemsenen kişinin bu kırgınlığa zerre kadar aldırmaması Paşayı şaşkına çevirir.


Önemli olan şu: Bu kıssalardan bir hisse alabiliyor muyuz ? Aynı zincirin bir halkası olabiliyor muyuz ? Hakarete uğrayana bakın. Mevlana’nın deyimiyle: “Hamdım, piştim, yandım.” Felsefesinde. Feleğin çemberinden geçmiş takva sahibi Allah dostu makbul bir kul. Olgun, gayet mütevazı bir kişi. Sanki; Zehre karşı panzehir. 


Hani bir deyim vardır: “Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış. Hakaret ve darba uğramış sabır göstermiş. Nefis – Akıl karşı karşıya gelmiş. Nefis galip gelseydi ; “Öfke ile olayı büyütme insanları çıkmaz sokaklara, hatta uçurumlara götürebilir, büyük bir belaya sebep olabilirdi. “ Öfke ile kalkan, zararla oturur.” Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.” Öyle de oldu. Akıl galip geldi.


Öyleyse; en önemli şey her insanın kendi nefsiyle savaşması, onu geçici lezzetlerden, Allah yolundan alıkoyan, her şeyden uzak tutmasıdır. 


Yazık olsun ! Üç beş kuruşluk dünya menfaatini ad edip, nefsine yenilenlere Hak yoluna sırt çevirenlere.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

AfyonNews.Com 2019 Afyonkarahisar | Kültür | Sanat | Folklor | Yemek | Tarih | Edebiyat | Söyleşi | Anı | Makale | Köşe Yazısı | Özel